Antoni Gaudí’nin Dokunuşları

Barselona: İspanya’da Katalonya Özerk Topluluğu ve Barselona ilinin merkezi ve İspanya’nın ikinci büyük kenti. Ülkenin kuzeydoğusunda, İspanya-Fransa sınırının yaklaşık 150 km güneyinde yer alır. İspanya’nın Akdeniz kıyısındaki en önemli limanı ve ticaret merkezidir. Kendine özgü kültürü ve güzelliğiyle ün yapan Barselona’nın, Gaudi’nin başını çektiği modernizm akımıyla planlanmış, 1900’lerden kalma ızgara planlı modern bölümü ilgi çekmektedir. Yaygın dil Katalancadır. 1992 Yaz Olimpiyatları’na evsahipliği yapmıştır. Avrupa Birliği sınırları içindeki altıncı büyük metropoliten alandır. 

(Wikipedia) 

5 farklı ülkeyi kapsayan yaz tatilimizin son durağı İspanya. 14 günlük seyahat planımızın 5 gününü Barcelona’ya ayırıyoruz.  Otel tercihimizi farklı bir yönde kullanıyoruz ve Barcelona’nın ünlü plajına oldukça yakın olan bir üniversitenin yurdunda kalmaya karar veriyoruz. Konakladığımız yerin adı “Residencia Universitaria Campus del Mar”. Burası dediğim gibi bir üniversitenin yurdu ve özellikle yaz aylarında turistler için kiralanabiliyor. Biz rezervasyonumuzu booking.com aracılığı ile yapmıştık ve 5 gecelik konaklama için toplam 340 Euro ödeme yapıyoruz yani bir gecelik fiyatı 56 Euro gibi oldukça ucuz bir rakam, konakladığımız yer inanılmaz güzel bir yer, sahile yaklaşık 200 mt uzaklıkta, yine metro ile ulaşım sağlamak isteyenler için metro durağı 250 metre uzaklıkta veya meşhur La Rambla Caddesine yürümek isteyenler için ise 15 dakikalık bir yürüş mesafesinde. Konum ve fiyat açısından mükemmel bir tesis fakat konfor için aynı şeyi söylemek mümkün değil, sonuçta burası bir yurt odası, 2 ayrı yatak, banyo ve küçük bir mutfaktan oluşuyor. Aslında yurtta çok daha güzel ve ferah odalar var, zaten web sitesine baktığınız zaman iyi bir otel konforunda odalar olduğunu görebilirsiniz fakat bizim odamız malesef giriş katta ve fazla güneş almayan ve biraz da bakımsızdı. Burada konaklamak isteyenler mutlaka odalarını önceden teyit ettirebilirler.

1. Gün

Amsterdam’dan uçak ile Barcelona havaalanına geldik ve havaalanında oldukça çok sayıda yer alan şehir otobüslerine binerek şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Otobüs ile şehir merkezine geldikten sonra taksiye biniyoruz ve konaklayacağımız yer olan “Residencia Universitaria Campus del Mar”‘a ulaşıyoruz. Odamız hazır olmadığı için eşyalarımızı bırakıp çevreyi keşfetmeye çıkıyoruz. 

Barcelonata Plajı

Burası şehrin merkezinde, ücretsiz, temiz ve kalabalık bir kumsal. Çok sayıda turistin denizde girmek için kullandığı bu plajda ayrıca çok sayıda cafe, bar, restaurant bulunmakta. Sahil oldukça uzun. Aslında Barcelona sahili çok sayıda plajdan oluşuyor, Barcelonata bunlardan en meşhur ve kalabalığı. Bu kadar kalabalık olmasına rağmen çok temiz. Port Olimpik (Olimpik Liman)’ ın hemen yakınında bulunan bu plaja metro ile de kolaylıkla ulaşmak mümkün.  Plajın bazı bölgelerinde dalgakıranlar mevcut bu yüzden buralar dalgasız ve denize girmek güvenli. Kumsalın üst kısmında da yürüyüş yapabileceğiniz, bisiklete binebileceğiniz geniş bir alan mevcut. Akşamları da burada ünlü gece kulüpleri faaliyet göstermekte, sahil de bazı akşamlar ise plaj partileri oluyor. Bu arada burası çok kalabalık ve daha önce okuduğum bir çok blog’da çok sayıda hırsızlık olayı yaşanmış, bizim başımıza böyle bir olumsuzluk gelmedi fakat yine de tedbirli olmakta fayda var. Barcelonta Plajı akşamları bile oldukça kalabalık ve denize girenleri görmek mümkün. Kaldığımız yer bu plaja 4-5 dakikalık yürüyüş mesafesinde olduğu için oldukça şanslıyız ve Barcelona’da kaldığımız sürece burada bol bol denize giriyoruz.

Olimpik Liman (Port Olimpik)

Barcelonata Plajının bittiği yerde bulunan bu liman, özellikle akşamları oldukça hareketli. Liman içerisinde çok sayıda restaurant bulunmakta ve akdeniz mutfağının farklı lezzetlerini özellikle de deniz ürünlerini burada bulabilmeniz mümkün. Ayrıca burada çok sayıda gece kulübü bulunuyor ve bazı gece kulüplerinin önünde gece yarısından sonra içeri girmek için sıra olduğunu görebilirsiniz.

2. Gün

Barcelonda ilk günümüzü konakladığımız yerin civarında geçirmiştik. Herhangi bir ulaşım aracı kullanmadan yürüyerek Plaj ve Liman bölgesinde dolaşmıştık. Bugün ise farklı yerleri keşfetmek istiyoruz ve plan yapıyoruz. Öncelikle Barcelona’da metro ile bir çok yere ulaşabilmeniz mümkün. Biz 10 binişlik metro bileti almıştık. Yaklaşık 10 Euro ücret karşılığı 2 kişi 5 kere metroya binebiliyorsunuz.

Sagra da Familia – Aile Bazilikası

Burası Barcelona’nın simgesi haline gelmiş görkemli bir yapı. Antoni Gaudi, Barcelona şehri ile özdeşleşmiş ve geride çok sayıda eser bırakan ünlü bir mimar.

Antoni Gaudí: Tam adıyla Antoni Plàcid Guillem Gaudí i Cornet, İspanya’da Art Nouveau akımının öncüsü olan ünlü Katalan mimardır. Barselona’nın en ünlü mimari eserlerinin yaratıcısıdır.

En ünlü eseri ise hayatını adadığı, yapımı halen süren La Sagrada Familia bazilikasıdır. Gaudí, 1882’de Francesc de Paula Villar y Lozano tarafından yapımına başlanan bu kiliseyi tamamlama işini 1883’de üzerine aldı. Gittikçe daha fazla zamanını bu esere ayıran Gaudí, 1908’de başka proje almayı bıraktı ve 1926’daki ölümüne kadar sadece La Sagrada Familia ile uğraştı. Gaudi, tüm mimari bilgisini karmaşık semboller sistemi ve inancın gizemlerine ilişkin görsel açıklamalarla birleştirerek bir 20. yüzyıl katedrali yaratmayı arzuluyordu. Sadece tüm enerjisini esere ayırmakla kalmadı, stüdyosunu da inşaata taşıdı. 7 Temmuz 1926’da, 74 yaşında bir trafik kazası sonucu projesini tamamlayamadan öldü ve La Sagrada Familia’ya gömüldü.

Gaudí’nin eserlerinin sekiz tanesi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır. Park Güell, Palau Güell ve Casa Milà 1984’te, La Sagrada Familia’nın “İsa’nın Doğuşu” cephesi ile yeraltı türbesi, Casa Vicens, Casa Battlo ve Colonia Güell Türbesi 2005’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiştir.

 (Wikipedia) 

Sagra da Familia’ya gitmek için metroya biniyoruz ve bazilika ile aynı isimli durakta iniyoruz. Zaten bazilikaya ulaşmak için kalabalığı takip etmeniz yeterli. Metrodan çıkınca bu dev görkemli yapı sizi karşılıyor. Bazilikada inşaat çalışmaları halen devam ediyor. Bu yüzden bu güzel ve görkemli yapıya bakarken inşaat vinçleri görmek manzarayı olumsuz etkiliyor.  İçeri girip girmeme konusunda kararsız kalıyoruz çünkü burada da çok sayıda insan sıra bekliyor, hatta o kadar çok kişi varki sıra bazilika etrafında bir kaç kez dolanıyor, sıranın ilerleme hızına bakıyoruz ve yaklaşık 2-3 saat bekleyeceğimizi düşünerek bazilikanın bol bol fotoğraflarını çekip oradan ayrılıyor.

Casa Battlo ve Casa Mila

Gaudi’nin eserlerinden olan bu iki ev birbirine çok yakın, yürüyerek bir kaç dakikada ulaşabilmeniz mümkün. Evlerin mimarisi o kadar ilgin. ki, masal kitaplarında yer alan evlere benziyor. Evlere girip içini gezmeseniz bile mutlaka dışardan görüp fotoğraflarını çekmelisiniz. O tarihlerde yaşamış birisinin bu denli değişik mimariye sahip evler yapmış olması Gaudi’nin Barcelona için önemi bir kez daha gösteriyor. Evlere giriş ücretli. 21 ve 18 Euro ücret karşılığında bu eserleri ziyaret edebiliyorsunuz. Passeig de Gracia isimli  lüks alışveriş mağazalarının olduğu cadde üzerinden bulunan bu evleri ziyaret ettikten sonra  caddeyi gezebilir ve cadde üzerinde bulunan güzel yerlerde birşey yiyip içebilirsiniz. Evlere giriş ücretli pahalı geldiği için evleri dışardan geziyoruz ve sonra bulduğumuz bir yerde  oturup Barcelona diyince akla gelen içecek olan Sangria içiyoruz. Sangrianın yanında patates brava adını verdikleri patates yiyoruz. Patatesin Barcelona için önemli bir yeri varmış ve tapas adı verilen mezelerin bir çoğunda patates kullanılıyormuş.

Camp Nou

Bu kadar eserin yer aldığı Barcelonada, benim aklıma gelen ilk şey ise F.C Barcelona. Yıllardır hayranlıkla izlediğim Barcelona takımının şehrince olunca, Tuğçe’yi bir şekilde ikna edip, Barcelona stadını ziyaret etmek için yola çıkıyoruz. Metro ile stada yakın bir durakta inip yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşün ardında futbolun mabedi ile karşılaşıyoruz. Metrodan inip stada yürürken aklıma hep, İstanbul’ad yaşadığım yıllarda Beşiktaş’tan İnönü Stadına yürüdüğümüz o anlar geliyor aklıma ve Camp Nou’ye yaklaştıkta heyecanım artıyor. 99 bin kişilik kapasitesi ile Avrupanın en büyük stadı olan Camp Nou’ye bir an önce girmek için sabırsızlanıyorum.Büyük kulüp olmak böyle birşey sanırım her gün yüzlerce insan 23 Euro karşılığında stadı ziyaret edip, deyim yerindeyse stad durduğu yerde takımına milyonlarca euro para kazandırıyor. Kulübün resmi verilerine göre 2010-2011 sezonunda yaklaşık olarak 1.5 milyon kişi ziyaret etmiş, basit bir hesap ile 1 yılda sadece stad ziyaretinden kazandığı para 34.5 milyon Euro. Bu inanılmaz bir rakam. Stada gelince hemen ziyaret için biletimizi alıyoruz ve o muhteşem stadı giriş yapıyoruz. İlk olarak barcelona ürünlerinin satıldığı mağazaya girip geziyoruz. Neymar formasını görünce hemen giyip fotoğraf çekimi yapıyoruz 🙂 Mağazadan sonra sayısız kupanın yer aldığı Barcelona Müzesini geziyoruz.  Müzeden sonraki durağımız ise stadın tribünleri, tribinlere çıkıp etrafa bakınca ve bu stadı dolu bir şekilde hayal edince oldukça heyecanlanıyorum 🙂 Tribünlerde yaptığımız gezinin ardından soyunma odaları ve basın toplantı merkezini ziyaret ediyoruz. Ardından futbolcu çıkış tribününden sahanın içerisine giriyoruz. Burada da yedek kulübelerini ve saha içerisinden tribünlerinin görüntülerini fotoğraflıyoruz. Staddaki son durağımız ise belki de en heyecanlı olan bölüm, stadın en yukarısında yer alan basın tribününü ziyaret ediyoruz. Stad zaten oldukça büyük ve bu stadın maç anlatıldığı bölümden sahayı izlemek oldukça heyecanlı 🙂 Aynı zamanda çok dik olan tribünlerden aşağıya bakmak çok keyifli. Saat 16.15 te geldiğimiz staddan 18 civarında ayrılıyoruz ve yaklaşık 2 saat boyunca dolu dolu keyifli anlar yaşıyorum.

La Rambla

Barcelona’nın en ünlü caddesi. Cadde üzerinde çok sayıda alışveriş yerleri, cafe-rastaurant gibi yeme içme yerleri mevcut. Barcelona’ya gelen hemen hemen her turistin mutlaka ziyaret ettiği bu cadde oldukça kalabalık ve bazen yürümek zorlaşıyor. Bu caddenin deniz tarafında doğru bittiği yerde ise ünlü Kristof Kolomb heykeli bulunuyor. Bu heykel Kristof Kolomb’un Amerika kıtasını keşfettik sonra Barcelona’da karaya çıktığı yerde, onun anısına yapılmış bir heykel. Kristof Kolomb’un parmağıyla işaret ettiği yer ise Amerika’yı gösteriyor. Bu kısa bilgiden sonra tekrar La Rambla’ye gelecek olursak, biz oradayken masal kahramanlarının bir geçiş töreni vardı, bir süre onları izledikten sonra cadde üzerinde yer alan Dunkin Donuts’ta kısa bir tatlı ve kahve arası veriyoruz. Bu arada caddenin tam ortası insanların yürümesi için araç trafiğine kapalı olan bölümü, buranın sağında ve solunda ise araçların gittiği dar bir alan bulunuyor.

Cadde üzerinde çok sayıda ressamlar ve değişik kostümler ile yanına gidip para verip fotoğraf çektirebileceğiniz karakterler mevcut. La Rambla caddesinden denize doğru yürüyoruz. Sahil kenarında ise bir alışveriş merkezi ile karşılaşıyoruz ve biraz içinde geziyoruz. Barcelona Limanında (Port de Barcelona) yer alan Mare Magnum adındaki alışveriş merkezini gezdikten sonra limanda biraz oturup günün yorgunluğunu atıyoruz ve sonra otelimize doğru yürüyoruz.

3. Gün

Bugünümüzü denize girerek geçirmek istiyoruz. Uyandıktan sonra kahvaltı yapmak için etrafta kısa bir gezintiye çıktıktan sonra küçük bir yer keşfediyoruz ve kahvaltımızı yapıyoruz. Bu arada kahvaltı dediğimiz ise ekmek arası patates 🙂 ama tadı o kadar çok hoşumuza gidiyor ki Barcelona’da kalan diğer iki günümüzde de aynı yeri tercih edip ekmek arası patates yiyoruz.

Kahvaltının ardından denize giriyoruz ve bütün günü burada geçiyoruz. Acıktığımız da ise Barcelonata Plajı’nda yer alan cafe lerden birisini tercih ediyoruz ve karnımızı doyuruyoruz. Akşam saat 19 gibi otelimize dönüyoruz ve hazırlığımızı yaptıktan sonra akşam La Rambla’da güzel bir yemek için yola çıkıyoruz.

Barcelona’ya geldiğimizden beri çok sık duyduğumuz ve gördüğümüz Tapas, Paella gibi kavramlarla tanışma vakti geldi. Otelden çıkıp La Rambla caddesine doğru yürüyoruz ve cadde üzerinde beğendiğimiz hoşumuza giden bir yere oturuyoruz. İspanyolların ya da katalanların 🙂 tapas dediği şey aslında yemeğin yanında yer alan her bir meze, bir yere gitttiğiniz zaman çok sayıda tapas arasından seçim yapabiliyorsunuz. Tapaslarımızı seçtikten  sonra sıra ana yemeğe geliyor, ana yemek için de Paella seçiyoruz. Paella ispanyol mutafağının en meşhur yemeklerinden bir tanesi, kırmızı et, beyaz et, balık, deniz ürünleri gibi çeşitli malzemelerde yapılabiliyor. Aslında bol malzemeli bulgur pilavı diyebiliriz 🙂 Burada uzun uzun oturup yemeğimizi yedikten sonra saatler gece yarısını geçiyor ve otelimize doğru tekrar yürüyüşe geçiyoruz.

4.Gün

Bugün biraz geç uyanıyoruz ve planımızda La Rambla’nın arka sokaklarını keşfetmek, Mercat de Sant Josep de la Boqueria adındaki yöresel pazara gitmek ve son olarak da Guell Park’ı ziyaret etmek var. Kahvaltımızı yaptıktan sonra vakit kaybetmeden La Rambla caddesine doğru yürüyüşe başlıyoruz.

Barri Gothic (Gothic Quarter)

La Rambla Caddesi’nin hemen yanında yer alan bu mahalle Gothic Bölgesi – Barri Gothic olarak bilinir. Barcelona’nın eski tarihlerde merkezi olarak bilinen bu bölgedeki sokaklar bir labirenti andırıyor. Buraya girdiğiniz zaman çok değişik bir ortam sizi karşılıyor. Daracık sokaklarda yürürken sanki günümüzde değil de eski çağlardan birinde yaşıyormuşsunuz hissini yaşıyorsunuz. Bu bölgede çok sayıda fotoğraf çekiyoruz.

Barcelona Katedrali

Gothic Mahallesinde yer alan Barcelona Katedrali, şehirdeki diğer eserler gibi görkemli bir yapıya sahip. Ayrıca oldukça bakımlı görünen katedralin önünde ise büyük bir alan bulunuyor. Katedralin içerisine girebilir veya bahçesinde gezebilirsiniz. Katedraki akşam saatlerinde gezmek ücretsiz.

Mercat de Sant Josep de la Boqueria

La Rambla caddesi üzerinde yer alan bu pazar yeri, rengarenk sebze ve meyvelerin, deniz ürünlerinin satıldığı bir yer. Özellike tropikal meyvelerin olduğu bölümler çok ilgi çekici. Pazara ilk girişte rengarenk ürünler sizi karşılıyor, arka taraflarda ise genellikle deniz/et ürünleri mevcut. Pazarda gezdikten sonra bazı ürünlerin tadına bakıyoruz.

Guell Park

Gaudi’nin eserleri arasında yer alan bu park, şehir merkezine biraz uzak bir mesafede. Biz metro ile ulaşımı tercih ettik ve Lesseps durağında inip yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra parka ulaşabiliyorsunuz. Park biraz yüksek bir yerde, bu yüzden yürüyüşününüzün büyük bölümü tırmanış şeklinde geçiyor 🙂 Metrodan indikten sonra kalabalığı takip ederseniz sizi Guell Park’a götürecektir. Güzergahın bazı yerlerinde yürüyen merdiven ile karşılaşmanız mümkün 🙂 Kısa bir yürüyüşün ardından parka giriş yapıyoruz. Park oldukça büyük ve çok sayıda girişi bulunuyor. Parka girdiğiniz zaman Barcelona’yı ve güzel manzarayı kuş bakışı bir şekilde izleyebiliyorsunuz. Park içerisinde çok sayıda müzik yapan grup ile karşılaşıyorsunuz. Gaudi’nin evlerinde görmüş olduğunuz o ilginç tasarım yapısını bu parkta da görebiliyorsunuz. Yaklaşık 2.5 saat geçirdiğimiz parktan ayrılma vakti geldi.

Dönüş için yine metroya biniyoruz ve La Rambla caddesinde iniyoruz. Barcelonata Plajının olduğu yere yürüyüp geceyi burada geçiriyoruz.

5. Gün

4 gündür dolu dolu ve koşturarak geçirdiğimiz Barcelona seyahatimizin son günümüzü denize girerek ve dinlenerek geçirmeye karar veriyoruz. Uyandıktan sonra yine kahvaltımızı yapmak üzere ekmek arası patatesciye gidiyoruz ve kahvaltımızı yapıyoruz 🙂 Ardından sahile gidip son günün tadını çıkarıyoruz ve bol bol denize girip dinleniyoruz.

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here