Bal, Badem, Balık

24 Temmuz 2014 Perşembe

4 gün süre Yunan Adaları tatilimiz sona eriyor ve gemimiz tekrar Çeşme Limanı’na demirliyor. Sabah saatlerinde Çeşme’den hareket ediyoruz ve bir sonraki durağımız Datça. Datça’ya gitmeden önce İzmir’de kısa bir mola veriyoruz ve Datça’da ziyaret edeceğimiz ailenin yeni gelecek üyesi için küçük bir hediye alıyoruz. Ankara’da uzun yıllar birlikte olduğumuz iş arkadaşım, takım arkadaşım Özgür ve eşi, kısa zaman önce Ankara’dan ayırılıp Datça’ya yerleştiler. Biz de 2014 yaz tatilini planlarken hem görmediğimiz yeni bir yer görme, hem de arkadaşlarımızı ziyaret etme düşüncesiyle Datça yarım adasını da tatil rotasına ekledik.

İzmir’den yola çıkıp, Aydın, Muğla Marmaris güzeghaını kullanarak Datça’ya ulaşmayı düşünüyoruz. Yol tahminimizden de uzun sürüyor ve acıktığımızı hissediyoruz. Marmaris’e gelmeden hemen önce kısa bir mola verip Gözleme yiyoruz ve yolumuza devam ediyoruz.

O virajlı yolları ile ün yapmış Marmaris Datça arasını da yaklaşık 1 saatlik süreyle alıyoruz ve saat 16 gibi Datça’ya geliyoruz.

Özgür’den yol tarifini aldıktan sonra eve ulaşıyoruz. Kısa bir dinlenme ve hasret gidermeden sonra, sahil kenarına inip gezintiye çıkıyoruz. Arkadaşlarımızı burada mutlu görmek bizleri de mutlu ediyor 🙂

Kumluk Plajı, Sevgi Yolu, Doğal Havuz derken Can Dündar’ın da son yıllarını geçirmiş olduğu Eski Datça’ya doğru yola çıkıyoruz.

Burası deniz kıyısında olmamasına rağmen taş sokakları, köy kahvesi, butik otelleri , sanat atölyeleri ve eski köy evleriyle şiirsel bir tada sahip küçük bir mahalle. Akşam saatleri yaklaştıkça restoranlar, cafeler ve canlı müzik yapan yerler de hareketlenme de başlıyor. Burası bir kaç sokaktan oluşan, küçük bir meydan. Bu sokaklardan birisi de Can Yücel’in evinin de bulunduğu Can Yücel Sokağı. Eksi Datça’da ki gezintimizi tamamladıktan sonra meydandaki kahve’de dinleniyoruz. Bu kahve eski özelliklerini koruyan, ağaçların gölgesinde oldukça otantik bir yer. Kahvenin hikayesini Özgür’den dinliyoruz. Kahvenin sahibi Orhan Amca, Burası Can Yücel’in sağlığında sık sık gelip oturduğu, Orhan Amca ile dertleştiği ve şarap içtiği bir yermiş. Buraya Can Yücel’in kahvesi diyenler de varmış. Ayrıca kahvenin içerisinde Can Yücel köşesi bulunmakta ve yarım kalan şarabı da burada segilenmekte. Kahvede oturup çayımızı içtikten sonra artık Eski Datça’dan ayrılıyoruz.

Saat artık 9 a gelmek üzere, sabah 9 da başlayan ve yollarda yorucu geçen bir günün ardından sahilde balık yiyip birşeyler içmeye karar veriyoruz. Bu arada Ankara’da Özgür ile de birlikte çalıştığımız bir diğer arkadaşımız İbrahim’in eşi, Deniz ve kızı Ada ile birlikte Datça’da olduğunu öğreniyoruz ve akşam yemeğini birlikte yemeye karar veriyoruz. Gündüz, denize girmek için kullanılan plaj, akşamları yemek masaları ile süsleniyor. Akşam üstü yaptığımız gezi sırasında güzel bir yerde rezervasyonumuzu yaptırmışık, artık oturup günün yorgunluğunu atmaya hazırız. İbrahim’ler biraz geç kalıyor, biz dayanamayıp rakımızı ve mezelerimiz söyleyip yemeye başlıyoruz. Yaklaşık 1 saat sonra da İbrahim’ler geliyor. Küçük kızları Ada ile ilk defa burada tanışıyoruz 🙂 Hep beraber güzel ve keyifli bir yemekten sonra günü tamamlıyoruz.

25 Temmuz 2015 Cuma

Sabah 10 gibi uyanıyoruz. Ev sahiplerinin hazırladığı güzel kahvaltı ile güne başlıyoruz. Kahvaltıdaki gündem ise bugün gidilecek yerler. Bugün denize girmek için plan yapıyoruz. Yarım adanın batı ucuna doğru ilerleyeeğiz ve yol üstünde güzel yerlerde denize gireceğiz, uzun ve güzel bir kahvaltı sonrasında saat 14.00 civarında hazırlıklarımızı yapıp yola çıkıyoruz.

Yolda ara ara durup fotoğraf molası verdikten sonra saat 15 gibi Hayıtbükü’ne ulaşıyoruz. Burası kalabalık bir yer, şezlong kiralayıp hemen denize giriyoruz. Bu arada hafif dalgalı olduğu için deniz biraz bulanık. Bu arada Özgür ve Şerife’de birer çift şnorkel ile gözlük var veşimdiye kadar hiç ilgi duymamış ve denememiş biri olarak burada bir deneme yapıyorum. Deniz bulanık olduğu için çok fazla balık göremiyorum ama şnorkel ve gözlük deneyimi oldukça hoşuma gidiyor, hatta şimdiye kadar hiç denememiş olmama şaşırıyorum.

Burada biraz kaldıktan sonra saat 5 gibi ayrılıyoruz ve Akvaryum Koyu’na doğru yola çıkıyoruz. Akvaryum Koyu inanılmaz temiz ve sakin bir yer, zaten burada tesis bulunmadığı için çok fazla kişi bulunmuyor, hemen havlularımız için uygun bir yer bulup denize giriyoruz. Böyle temiz bir deniz bulmuşken hemen şnorkel ve gözlük için sıraya giriyoruz 🙂 misafir olduğumuz için ilk turu ben ve Tuğçe kapıyoruz. Burada deniz gerçekten inanılmaz güzel ve berrak. Buna benzer yeri daha önce Çıralı ve Bozcaada’da görmüştüm, burası da en az onlar kadar temiz bir yer. Ayırca çok sayıda balık da bulunuyor ve şnorkel deneyimimiz burada oldukça hoşumuza gidiyor.

Saat artık 6.30 a gelmek üzere. Acıkıyoruz, hem birşeyler yemek hem de yeni yerler keşfetmek için buradan ayrılıyoruz ve iyice batıya doğru ilerliyoruz. Yeni durağımız Palamutbükü. Burada denize girmeyip karınımızı doyuruyoruz.

Bi yandan yemeğimizi beklerken bi yandan da güneşin batışını seyredebilmek için Knidos’a gitme planı yapıyoruz. Ama yemeğimi o kadar geç geliyor ki, saat 8 gibi yemeğimizi yiyip Knidos’a doğru yola çıkıyoruz. Engebeli yollar ve karşımızda güneş hızla ilerliyoruz, fakat sanırım biraz geç kaldık, biz aracımızı parkederken güneşin yavaş yavaş battığını görüyoruz. Yine de ters ışık altında çok sayıda fotoğraf çekip Knidos’u da tanımış oluyoruz.

Burası Datça Yarımadasının en batı yani en uç burnu, burada bir antik kent bulunuyor, ayrıca saysı 10 u geçmeyecek kadar tekne burada demirlemiş bir vaziyette konaklıyor, bir iki restoran dışında tesis bulunmuyor, bu yüzden de kalabalık değil ve oldukça sessiz güzel bir yer. Yarım saat vakit geçirdikten sonra buradan da ayrılıp Datça’ya doğru yola çıkıyoruz.

Eve gidip duşumu aldıktan sonra bahçede oturup birşeyler içiyoruz. Saat 11 gibi sahil kenarına inip birşeyler yemeye karar veriyoruz ve Datça’da ki son gecemizi burada tamamlıyoruz.

26 Temmuz 2015 Cumartesi

Yoğun, yorucu ve dolu dolu geçen iki günün ardından Datça maceramızı tamamlıyoruz. Bizlere çok güzel bir şekilde ev sahipliği yapan Özgür ve Şerife ile vedalaşıp bir başka uzun yolculuğa doğru yola çıkıyoruz. Yeni durağımız Side ve yaklaşık 7 saatlik bir yol bizi bekliyor

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here