Modanın Başkenti

Aslında ocak ayında planlamıştık İtalya’ya gitmeyi, Erasmus için yarım dönem Milano’da okuyacak olan Gözde’yi ziyaret ederiz düşüncesiyle başlayan planlarımız, daha sonra, oralara gitmişken Milano ile sınırlı kalmayıp diğer yerleri de görmüş oluruz düşüncesine dönüştü.

Milano 1. Gün

Bu düşünceden sonra planlarımızı Milano, Venedik, Floransa ve Roma olarak değiştirdik. Öncelikle konaklama ardından, İtalya içindeki ulaşım ve son olarak da gezilecek yerler ile ilgili çalışmalara başladık ve gezi planımızı oluşturmuş olduk. Bu arada pasaportlarımızı yenileyip, vize işlemlerimizi de hallettikten sonra geziye çıkacağımız günü heyecanla beklemeye başladık. Ve İtalya seyahatimiz 22 Haziran Cumartesi günü sabah 07:00’de çalan alarm ile başlamış oldu. Geceden hazırladığımız bavullarımız ve fotoğraf makinası çantası ile hayli yüklü olan eşyalarımızı alarak evden çıktık ve 60 TL karşılığında havaalanına götürmesi için pazarlık yaptığımız taksi durağına doğru yürüdük. Havaalanına geldik ve işlemlerimizi hallettikten sonra ilk durağımız İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı için uçağımızı beklemeye başladık. İstanbul’a indikten sonra pasaport işlemlerimizi yaptık.  Milano uçağının kalkmasına yaklaşık 45 dakika var bu yüzden fazla vaktimiz olmadığı için çıkış kapsının oralarda vakit geçiriyoruz.

Uçağın hareket saati geldi, yaklaşık 3 saat süren yolculuğumuz boyunca hem karnımızı güzelce doyurmuş olduk, hem de bol bol uyumuş olduk. Milano’ya iniş yaptığımızda saat 15:00 olmuştu bile. Pasaport kontrolünden geçtik, bavullarımızı aldık ve daha önceden hazırladığımız plan doğrultusunda, Malpensa Express trenini bulduk. Gişeden Milano N. Cadorna yönüne bilet almak istediğimizi anlatmaya çalıştık fakat hem N. Cadorna yı telaffuz edemediğimiz için hem de sadece gidiş yönü isteğimizden dolayı yaklaşık 2-3 denemeden sonra derdimizi anlattık. 22 € karşılığında 2 kişilik tren biletlerimizi aldıktan sonra Milano şehir merkezine doğru yola çıktık.

Malpensa Havaalanından şehir merkezine ulaşmamız yaklaşık 35 dakika sürdü. Şehir merkezine gelince, Google Maps yardımıyla kalacağımız oteli bulup oraya doğru yürümeye başladık. Şehir merkezinde geze geze ve biraz da yolları karıştıra karıştıra London Oteli bulduk. Bu arada Gözde ile saat 17:00’ de otel lobisinde buluşma planımız vardı, bu yüzden biran önce otele yerleşip hazırlanıp çıkmamız gerekiyor. Neredeyse yatak boyutunda olan odamıza girip bavullarımıza yer bulabildikten sonra, hazırlanıp lobiye iniyoruz. Fakat saat neredeyse 18:00 e gelmek üzere ve Gözde henüz ortalıklarda görünmüyordu. Bu arada telefonlarımızı yanımıza almadığımız için Gözde’ye de ulaşamıyorduk. Otelin ücretli interneti aracılığıyla Gözde’ye ulaşmaya çalıştık fakat bir türlü internet bağlantısını kuramıyorduk. Lobide oturup bir yandan internet ile uğraşırken, bir yandan da Gözde’yi bekliyorduk. Nihayet saat 18:00’ de Gözde ile buluşabilmiş olduk. Kısa bir karşılaşma töreni sonrasında otelden ayrılıp Milano sokaklarında yürüyüş turumuza başladık.

Çok kısa bir yürüyüş sonrasında, merakla beklediğim Duomo Katedrali ile karşı karşıya geliyoruz. Yüzlerce insan ve bir o kadar da güvercinin doldurduğu meydanda hemen fotoğraf çekmeye başlıyorum. Buranın yapımı yaklaşık 500 yıl sürmüş. İçini merak ediyoruz ve içeri girmek için sıra bekliyoruz, fakat biz sıradayken yanımıza gelen görevli bayanların kolsuz bir şekilde içeri giremeyeceğini söylüyor ve içeri giremeden meydanda yürüyüşümüzü devam ettiriyoruz.

Tuğçe ise bir yandan Gözde ile hasret gideriyor, bir yandan da etrafı gözlemlemeye çalışıyordu. Katedralin önünde verdiğimiz fotoğraf molasından sonra, şık ve lüks dükkanların bulunduğu adının Galleria Vittorio Emanuele olduğunu öğrendiğimiz avrupanın en eski alışveriş merkezlerinden birine giriyoruz. Ama burası Türkiye’deki gibi kapalı bir kafes içerisinde olan alışveriş merkezlerine benzemiyor.

Burada dünyaca ünlü Prada’nın ilk dükkanını da görüyoruz. Çoğunluğunu uzak doğrulu turistlerin oluşturduğu kalabalıktan fırsat buldukça fotoğraf çekmeye ve etrafı gezmeye çalışıyoruz. Bir sonraki durağımız Leonardo Da Vinci’nin heykelinin bulunduğu meydan,  yine bir fotoğraf molasından sonra yürümeye devam ediyoruz. Meydanın hemen yanında ise dünyanın en tanınan opera binalarından olan Teatro alla Scala’ yı görüyoruz.

Bu arada İtalyan dondurması heyecanımız gittikçe artıyor. Gözde, ünlü bir dondurmacıya gideceğimizi söylüyor, bu arada yol üzerinde içinde yalnıza Magnum satılan bir dondurmacı görüyoruz. Dükkan dışına kadar taşmış insanlar içeri girip magnum alabilmek için sıra bekliyorlar. Biz tercihimizi başka bir dondurmacından yana kullanıyoruz, fakat burada da dondurma almak hiç de kolay değil, öncelikle ücretimizi ödüyoruz ve sıra numarası alıyouz, daha sonra ekrandan sıra numarasını takip ederek bekliyoruz.

3 adet normal boy dondurma için 9 € ödüyoruz. Yaklaşık 45 dakika bekleyeceğimizi öğrendikten sonra acıktığımızı düşünüyoruz ve hemen dondurmacının karşısında yer alan dükkana giriyoruz, adının panzerotti olduğunu öğrendiğimiz muhteşem  bir şey alıyoruz. İçinde domates ve mozarella olan sıcacık hamurumuzu yedikten sonra hemen ertesi gün sabah kahvaltısını da burada yapma planını yapıyoruz. Bu sırada dondurmacının ekranında bizim numaramızın yandığını görüyoruz ve dondurmamızı seçip alıyoruz Dondurmalarımızı yedikten sonra akşam için plan yapıyoruz, Gözde’nin 2 arkadaşının da bize katılmasıyla 4 kişi oluyoruz ve oturup bir şeyler yiyip içebileceğimiz yer arıyoruz.

Uzun bir yürüyüşten sonra bir yer bulup oturuyoruz ve İtalya’daki ilk biramızı içiyoruz. Biranın 20 cl lik bir boyutta ve şarap kadehiyle birlikte geldiğini görünce, insan ister istemez Türkiye’deki 70 lik dev bardağıyla fıçı biraya özeniyor. Burada 2 saat kadar vakit geçirdikten sonra daha hareketli bir yerlere gitmeye karar veriyoruz ve yürümek istemeyerek tramvay ile yola devam ediyoruz. Burası da şehir merkezinde kocaman bir parkın (Sempione) olduğu bir meydan, her taraf insan dolu; yemek yiyenler, yürüyüş yapanlar, bisiklete binenler, oyun oynayan çocuklar, herkes sanki parkı ve meydanı doldurmuş gibi. Meydanda çok sayıda yer olmasına rağmen Cumartesi akşamının da etkisiyle boş yer bulmak kolay olmuyor. Nihayet oturabileceğimiz bir yer buluyoruz ve bütün gün yürümüş olmanın verdiği yorgunluğu atmaya çalışıyoruz, saat artık gece yarısına gelmek üzere.

Burada da yaklaşık 2 saat geçirdikten sonra artık otele dönmeye karar veriyoruz, bu sefer dinlenmiş olacağız ki tramvay yerine yürümeye karar veriyoruz. Yürüyüş güzergahımız ise parkın içinden geçiyor. Şehrin en merkezinde böylesine büyük ve huzur verici bir parkın olması da burada yaşayan insanlar için bir şans olsa gerek. Yarım saatlik bir yürüyüşün ardından artık ayrılık vakti geliyor, güzel ve yorucu bir günün ardından Gözde ile vedalaşarak otelimize giriyoruz. Sabah 07:00 de başlayan bu yolculuğumuzun ilk durağı Milano London Otel oluyor ve fazla vakit kaybetmeden uyuyoruz.

Milano 2. Gün

Ertesi gün saat 11:35’ de Venediğe hareket edeceğimiz için saatlerimizi sabah 8.30 a kuruyoruz. Uyanıp otelden çıkışımızı gerçekleştiriyoruz. 1 gece için otele 80 € ödeme yapıyoruz. Bu arada Milano için ayrıca toplam 4 € şehir vergisi alınıyor. Otelin güncel fiyatları için booking.com web sitesini kontrol edebilirsiniz.

Ödemelerimizi yaptıktan sonra dün yediğimiz o hamur ile kahvaltı yapmayı planlamıştık fakat Türkiye saati, İtalya saati karmaşasından dolayı sabah 9.30 da alarm çalıyor. Hemen panik halinde hazırlanıp çıkıyoruz, elimizde bavullar hafif koşu temposuyla meydana varıyoruz.

Fakat Pazar günü İtalya’da hemen hemen her yerin kapalı olduğunu görüyoruz, bu yüzden o enfes hamur ile kahvaltı yapma fikrinden vazgeçmek zorunda kalıyoruz.  Doğruca metroya biniyoruz ve Milano Centrale istasyonuna doğru yola çıkıyoruz, istasyona geldikten sonra Tren için biraz vaktimizin olduğunu öğreniyoruz ve hemen karnımızı doyurmak için bir cafeye giriyoruz. İtalyada yediğimiz ilk pizza ile burada tanışıyoruz.

Yemeğimizi yerken, cafenin kablosuz ağını kullanıyoruz ve ilk bağlantımızı burada gerçekleştiriyoruz. Sykpe üzerinden ailelerimizi arıyoruz ve herşeyin yolunda olduğunu bildiriyoruz. Yemeklerimiz bittikten sonra kahve ve muffin keyfi ile bu yemeği taçlandırıyorum. Tren saatine yaklaştığımız için kalkıyoruz ve trenimizi bulup yerlerimize oturuyoruz. 14:10 da Venedikte olacağız, yaklaşık 2.5 saat sürecek olan yolcuğumuz, biraz sohbet, biraz etrafı seyretme, biraz uyku ve bolca üşüme eşliğinde tamamlanıyor.

Milanoda Yapılacak 5 Şey

  1. Duomo Meydanını Ziyaret Edin
  2. Meşhur İtalyan Dondurmasının Tadına Bakın
  3. Sempione Parkına Gidin
  4. Galleria Vittorio Emanuele Alışveriş Merkezine Gidin
  5. Luini Panzarotti’de Domatesli ve Mozarella Peynirli Panzerotti Yiyin

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here