Yüz Kuleler Şehri

Prag 1.Gün

Sabah 08.40 otobüsü ile Viyana’dan hareket ediyoruz ve Prag yolculuğunuz başlıyor. Otobüs yolculuğumuz yaklaşık olarak 5 saat sürecek ve öğlen 13:30’da Prag’da olmayı hedefliyoruz. Aslında otobüsle seyahat etme isteğimiz, güzergah boyunca farklı farklı yerler görebileceğimiz umuduyla başlamıştı. Yolculuk süresince büyük, küçük pek çok yerleşim yerinden geçiyoruz ve sadece Brno kentinde mola veriyoruz. Brno, Prag’dan son Çek Cumhuriyetinin en büyük ikinci kentiymiş. Brno kentinde verdiğimiz 15 dakikalık bir moladan sonra yolculuğumuz devam ediyor.

Saat 13:30 gibi Prag ÚAN Florenc otobüs terminaline geliyoruz.  Bagajlarımızı aldıktan sonra bir turist danışma bürosu bulup, metro bileti alıyoruz. Bu arada daha önce inceleyip almaya karar vermiş olduğumuz Prag Card’ı buradaki büroda bulamıyoruz, şehir merkezinden diğer bürolarda bulabileceğimizi söylüyorlar. 2 Euro karşılığı aldığımız metro bileti ile otelin olduğu yere doğru gidiyoruz. Praha Nadrazi durağında iniyoruz ve 5 dakikalık bir yürüyüşten sonra otelimize ulaşıyoruz.

Booking üzerinden rezervasyonumuzu yaptırdığımız otel; Hotel Zlatá Váha. Giriş işlemlerimizi yapıyoruz. 2 kişi, 2 gece konaklama için 84 euro ücret ödüyoruz. Üstelik bu fiyatlara kahvaltıda dahil. Odamız henüz hazır olmadığı için biraz bekliyoruz ve yarım saat sonra eşyalarımızı alıp odamıza yerleşiyoruz. Odamız giriş katında ve toplam 4 yataktan oluşan büyükçe bir oda.

Eşyalarımızı bıraktıktan sonra Prag ile tanışmaya çıkıyoruz. Otelin konumu çok çok iyi bir yerde. Zaten şehir merkezi küçük olduğu için her yere yürüyerek ulaşmak mümkün. Prag’da kaldığımız süre boyunca ulaşım için hiç bir araç kullanmadık. Çek Cumhuriyeti, 2004 yılından beri Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen hala kendi para birimini kullanıyor. Bazı yerlerde Euro geçmesine rağmen, sıkıntı yaşamamak için döviz bürosu bulup Çek Korunası alıyoruz. 50 euro karşılığında 1278 koruna alıyoruz. Yani TL olarak Şubat 2014 kur durumuna göre 10 koruna  1.10 TL. Yani koruna gördüğümüz her fiyatı 10’a bölerek yaklaşık TL karşılığı hesaplamaya hemen alışıyoruz. Prag’da çok sayıda döviz bürosu var, fakat özelliklede Old Town meydanında bulunan döviz bürolarından işlem yaparken mutlaka dikkat etmenizi öneririm, çünkü belli bir miktarın altında (genelde 100 Euro) Euro bozdurursanız, normal kur fiyatından çok çok düşük fiyata bozdurma ihtimaliniz. Buraya gelen turistlerin en çok şikayet ettiği konuların başında da bu geliyormuş, zaten meydanda bir çok yerde bu konuda dikkatli olmanızı belirten uyarı levhaları ile karşılaşmanız mümkün. Para birimine de bakacak olursak gerçekten burası çok ucuz bir şehir. Şehir ortasında küçük bir meydan var, oraya doğru yürüyoruz. Hemen Prag Card almak için turist bürosu arıyoruz ve nihayet buluyoruz. Prag Card ile şehirdeki bir çok katedral, müze gibi yerlere ücretsiz girebiliyorsunuz, ayrıca bir çok etkinlik ve mekan için de indirim sağlıyor. 2,3 ve 4 gün geçerli olmak üzere satılan bu kartlardan 2 gün geçerli olanlarından alıyoruz. 2 gün geçerli kartın fiyatı 37 Euro. 2 tane Prag Card alıp, turumuza devam ediyoruz.

Turumuz esnasında Powder Tower, Belediye Binası, Old Town Meydanı, Astronomik Saat, Tyn Klisesi gibi bir çok tarihi yeri de görme fırsatımız oluyor. Ancak acıktığımız için öncelikle yemek yemeye karar veriyoruz, yemek yerken de gezeceğimiz yerler ile ilgili planlama yaparız diye düşünüyoruz ve Old Town Meydanı’nda gezinirken Hard Rock Cafe’yi görüyoruz. Burası Avrupa’nın en büyük Hard Rock Cafe’siymiş. Şehrin en güzel yerinde bulunan 4 katlı bu cafenin bahçesinde yer buluyoruz ve hemen oturuyoruz. Tavsiye üzerine Legandary Burger ve yanında bira siparişi veriyoruz. Hamburgerin ve yanında gelen patatesin müthiş olduğunu söyleyebilirim. Hamburger ve biramızı bitirdikten sonra Prag Card’ın ilk faydasını burada görüyoruz, Hard Rock Cafe’de yemek yedikten sonra bu kart sayesinde ücretsiz tatlı seçebiliyorsunuz. Menüden tatlılarımızı da seçtikten sonra hesabı istiyoruz. 2 Legandary Burger, 2 tane 50’lik bira ve 2 tatlı için toplam 840 Koruna (90 TL) hesap ödüyoruz.

Böyle bir mekanda, böyle bir yemek için bence fiyat oldukça normal. Üstelik burası Prag’ın en pahalı yerlerinden birisiymiş. Hard Rock Cafe’den çıktıktan sonra yaptığımız planlar doğrultusunda gezimize başlıyoruz.

İlk olarak Powder Tower’a gidiyoruz. Burası aslında meydanın (Old Town) giriş kapısı görünümünde altından yol geçen, küçük bir kule. Prag Card ile buraya ücretsiz girebiliyorsunuz. İçeri girip kulenin en üstüne çıkıyoruz, buradan mini bir Prag gözlemi yapıyoruz.  Powder Tower’dan çıkınca, meydanda bulunan ünlü Astronomik Saati görmeye gidiyoruz.

Astronomik saatle ilgili çok sayıda efsane bulunmaktaymış, bunlardan en kabul göreni 15. Yüzyılda mimar Hanus tarafından yapılan bu saat yıllar içinde çok meşhur olur ve namı ülkenin de dışına yayılır, hatta saatin ve mimarın adı kraldan daha fazla duyulmaya başlar. Avrupa’nın her yerinden bir çok insan bu saati görmek için Prag’a gelir. Zaman içerisinde Hanus’a başka ülkelerden de saat yapması konusunda teklif gelir fakat bu teklifi reddeder. Bu olay kralın kulağına gider ve başka yerde de böyle bir saatin olmasını önlemek için Hanus’u kör eder. Hanus da intikam almak için kendisini saatini mekanizmasına bırakarak intihar eder, amacı saatin mekanizmasını bozmaktır ve saat bozulur, yıllarca kimse tarafından tamir edilemez. Daha sonra bir saat ustası tarafından tamir edilir. Saatin etrafında 4 tane figür bulunur,

Elinde ayna tutan figür: Kibir ve kendini beğenmeyi sembolize eder.

Elinde altın kesesi tutan Yahudi: Açgözlülük ve faizciliği sembolize eder.

İskelet: Gelen ölümü sembolize eder .

Mandolin çalan Osmanlı: keyif ve eğlenceyi sembolize eder.

Bu figürler insanlara neleri yapmamaları gerektiğini anlatır, bunlar ; kendini beğenmiş, cimri, yaşama karşı isteksiz ve sefahate düşkün olmayın anlamına gelir. Her saat başı iskelet elindeki zili çalar ve başını sallar, bunu duyarsanız ölüm size yakındır anlamına gelir, diğer figürler ise kafalarını sağa sola çevirerek ölümü reddettiklerini anlatmaya çalışırlar.

Her saat başı burası inanılmaz kalabalık oluyor ve herkes bu animasyonu izlemeye çalışıyor. Hatta saat başına 10-15 dk kala insanlar burada toplanmaya başlıyorlar, maalesef biz sadece uzaktan saatin sesini duyabildik, kalabalıkta kendimize yer bulamadık.

Astronomik saati gördükten sonra, Old Town Hall & Tower’a giriyoruz. Yine Prag Card ile buraya ücretsiz olarak girebiliyoruz. Üst kata çıkmak için asansörü kullanıyoruz. Yukarısı oldukça kalabalık, kendimize uygun bir köşe bulup panoromik olarak Prag’ı izliyoruz, burası Powder Tower’a göre daha yüksek bir yapı ve manzarası çok daha ilgi çekici.  Burada bol bol fotoğraf çektikten sonra buradan ayrılıyoruz.

Hard Rock Cafe’nin üzerinden yaklaşık 4 saat geçti, bir şeyler içmek için meydanda kendimize yer arıyoruz. Sonradan öğrendiğimiz bilgiye göre Prag Avrupa’nın en fazla bira tüketilen kentiymiş ve bir çok cafe/bar/pub kendi birasını kendisi üretiyormuş. Hatta bir çok ülkede bira türüne verilen bir isim olan Pilsen, Çek Cumhuriyeti’nde bir kent adı. Sadece Prag’da yaklaşık 70 civarında bira üretimi yapılan yer varmış. Her köşede bu tarz mekanları görmeniz mümkün, kendimize güzel bir yer bulup farklı biraların tadına bakıyoruz. Fiyatlar o kadar ucuz ki gerçekten Türkiye’de böylesine güzel ve kaliteli bir cafe’de bu fiyatlara su bile içemezsiniz. 33cc boyutunda 3 farklı bira istiyoruz ve toplam 108 koruna (~11TL) hesap ödüyoruz.

Buradan çıktıktan sonra Wenceslas Meydanı olarak adlandırılan ana şehir meydanlarından birine gidiyoruz. Prag’ın şehir merkezinin çok küçük bir yer olduğundan bahsetmiştim, bu yüzden her yere yürüyerek ulaşıyoruz. 750 metre uzunluğunda ve 60 metre genişliğinde olan bu meydan eski zamanlarda at pazarı olarak kullanılmaktaymış. Cadde boyunca bir çok cafe bulunmakta, cafelerin bahçe bölümleri caddelere kadar taşmış ve şehrin en kalabalık noktalarından birisi. Burada kısa bir gezinti yapıyoruz.

Artık hava yavaş yavaş kararıyor, Prag sokaklarında yürürken Belediye Binası’nın karşısında bir süpermarket görüyoruz ve buraya giriyoruz, dışarda oturduğumuz cafe tarzı yerlerde bile fiyatlar bu kadar ucuzken, süpermarketin fiyatları gerçekten inanılmaz derecede ucuz, özellikle bira fiyatlarını görünce çok şaşırıyoruz, 10-15 koruna (~1.5 TL) civarında çok sayıda 50’lik biralar mevcut.  Bir çok bira kendi markaları, bunların dışında Heineken gibi bilindik markaları da çok ucuza bulmanız mümkün. Buradan 2 farklı bira ve yanında biraz cips alıp dışarı çıkıyoruz, dışarıda uzunca bir bank ve masa mevcut.

Burada insanlar oturup içkilerini içip sohbet ediyorlar, biz de buraya oturup hem günün sonlarına doğru artan yorgunluğumuzu atıyoruz hem de Prag’da geçirdiğimiz ilk günün kritiğini ve yarın için planlarımızı yapıyoruz. Saat artık 23.00’e gelmek üzere ve otele doğru yola çıkıyoruz ve Prag’daki ilk günümüzü sonlandırıyoruz.

Prag 2.Gün

Sabah erkenden uyanıp kahvaltıya gidiyoruz, otel fiyatı zaten çok ucuz ve bu fiyata da kahvaltı dahil olduğundan bahsetmiştim, bu yüzden kahvaltıdan çok fazla bir beklentimiz yoktu, fakat kahvaltı da bizi şaşırtıyor, bol bol pasta, kek tarzı yiyeceklerle güzelce karnımızı doyuruyoruz.

Bugünün ilk planı saat 9’da başlayacak olan Prag şehir turuna katılmak, üstü açık otobüsler ile yaklaşık 2 saat sürecek olan bu tur için, 10 dakika öncesinden kalkış noktasında yerimizi alıyoruz. Prag Card ile ücretsiz olan bu tur için isimlerimizi yazdırıp otobüsü beklemeye başlıyoruz. Çok geçmeden otobüs geliyor, bizimle birlikte bekleyen 3 kişi daha var, otobüsün farklı durakları da mevcut, bu yüzden gelen otobüsün içerisinde önceki duraklardan binen insanlar var, bizlerle beraber toplam 5 kişi, gelen otobüse biniyoruz, fakat maalesef bütün cam kenarları dolu, bu yüzden biraz moralim bozuluyor çünkü bütün Prag turu boyunca yanları açık olan otobüsten fotoğraf çekmeyi hayal etmiştim ama koridor kenarında oturarak fotoğraf çekmek zorunda kalıyorum. Otobüsün içerisinde 25 farklı dilde sesli rehberlik hizmeti de mevcut ve bu diller arasında Türkçe’de var. Böylece bir çok tarihi yeri kendi dilimizde dinleyip turumuza devam ediyoruz.

Aslında şehir iki yakadan oluşuyor, biz dün otelimizin de olduğu yakada gezimizi sürdürdük, şehir turu sayesinde ünlü Karl Köprüsü’nü (Charles Bridge) ve şehrin diğer yakasını da görme fırsatımız oluyor. Bu iki yakayı birbirinden ayıran nehir ise Vitava Nehri. Daha önce Prag hakkında Orta Avrupada bulunan küçük, şirin ve güzel bir şehir olduğunu sıklıkla duymuştum, okumuştum, fakat dün ilk defa başlayan Prag hayranlığım, bugün farklı yerlerini keşfedince çoğalmaya başladı 🙂 Burası inanılmaz güzel bir şehir, hatta daha sonra okuduğum bir kaç yazı sayesinde, geniş bir kitle tarafından dünyanın en güzel şehri olarak kabul görmüş, Altın Şehir, Masal Şehir, Şehirlerin Anası, Avrupa’nın Kalbi gibi bir çok güzel isimle anılan bir şehir. Bence bu övgülerin tamamını fazlasıyla hakediyor. Şehrin karşı yakasına geçtikten sonra merakla beklediğimiz Prag Kalesi’ne doğru tırmanışa geçiyoruz.

Prag Kalesi’ne gelince yaklaşık olarak 45 dakika boyunca burada duraklayacağımızı öğreniyoruz ve otobüsten inerek hemen kaleyi gezmeye başlıyoruz. Kale çok büyük ve farklı farklı turlar ile gezilebiliyor, çok fazla vaktimiz olmadığı için öncelikle kalenin çevresinde biraz gezinip fotoğraf çekiyoruz, burası biraz yüksek konumda olduğu için Prag’ı kuş bakışı izleme fırsatımız oluyor. Guinness Rekorlar Kitabına göre burası dünyanın en büyük antik kalesiymiş. 570 metre uzunluğunda ve 130 metre genişliğinde bulunan kalenin içinde ünlü St. Vitus Katedrali bulunuyor.

Daha sonra kalenin içine girerek gezmeye başlıyoruz. Çok fazla vaktimiz olmadığı için sadece St. Vitus Katedrali’ne gitmeye karar veriyoruz, burası da çok kalabalık, uzun süre bekledikten sonra içeri girebiliyoruz, burası oldukça büyük ,görkemli ve büyüleyici bir yer, içerde adım adım yürüyebiliyoruz, insanlardan sıra buldukça fotoğraf çekmeye çalışıyorum, yaklaşık 20 dakikalık bir geziden sonra dışarı çıkıyoruz ve otobüsümüze doğru hareket ediyoruz.

Bu sefer şanslıyız ve pencere kenarında yer bulabiliyoruz. Dönüş yolunda da değişik yerleri tanıma fırsatımız oluyor. Yaklaşık 2 saat süren turumuzun ardından tekrar başladığımız noktaya dönüyoruz. Otobüsten indikten sonra meydana (Old Town) doğru yürüyoruz, astronomik saatin önü inanılmaz kalabalık, birazdan saat 11 olacak ve insanlar animasyonu izlemek için sabırsızca bekliyorlar. Meydanda kısa bir gezinti yaptıktan sonra sıcak iyice kendini belli etmeye başlıyor, 9 da Prag turuna katılabilmek için erken sayılabilecek bir saatte uyanmıştık ve bu tur biraz bizi yoruyor, akşamki planımız ise 18.30 da başlayacak olan Bira Turuna katılmak. Bu yüzden akşam için dinç olmamız gerekiyor 🙂 Otelimize dönüp 2-3 saat kadar dinleniyoruz.

Saat 14:30 gibi tekrar Prag sokaklarında yerimizi alıyoruz. Şimdiki durağımız ise Prag Ulusal Müzesi. (Narodni Museum) Bu arada müze iki ayrı binadan oluşuyor. Asıl tarihi olan bina yani 1800 lü yıllarda yapılan bina tadilatta olduğu için ziyarete kapalı, hemen yanındaki binayı gezebiliyoruz. Bu yapı diğerine göre daha modern, müzenin içine giriyoruz ve ilk katı gezmeye başlıyoruz. Burada ilginç ev eşyaları, kıyafetler, kişisel eşyalar vb. objelerle dolu. Yaklaşık yarım saat boyunca burayı geziyoruz ve çıkıyoruz, eski binanın etrafında gezinip fotoğraf çekiyoruz, sonra da Wenceslas Meydanı’na doğru yürüyoruz, zaten bu müze meydanın hemen başlangıcında bulunuyor.

Meydanda gezinirken ilginç patates kızartması dikkatimizi çekiyor. Değişik bir şekilde kesilmiş ve tahta çubuklara geçirilmiş olan bu patatesten alıyoruz. Bu arada patates tek parça halinde kesilmiş ve yemesi oldukça keyifli. Bu patatesin fiyatı 50 Koruna (~5.5 TL) Bu arada Prag bira altlığı koleksiyonu için müthiş bir şehir. Bira altlığı gördüğümüz her yerden, koleksiyonumuz için parçaları topluyoruz.

Prag’da sokaklarda ilginç bir şekilde para yardımız isteyen insanlar görüyoruz, bu insanlar köpekleriyle birlikte, değişik bir şekilde transa geçmiş gibi dileniyorlar. Acıktığımızı hissediyoruz ve yemek için etrafımıza bakınıyoruz. Bu arada dün bira içmeye gittiğimiz yeri çok beğenmiş olacağız ki tekrar oraya gitmeye karar veriyoruz. Bu kez biranın yanında yemek için bir şeyler de söylüyoruz. Burada bir çok menüde et var, zaten et yemekleri ile ünlü bir şehir olduğunu duymuştuk. Tavsiye üzerine svickova yemek istiyorum, soslu dana eti ve yanında değişik bir hamur ile geliyor. Tuğçe ise patates tercih ediyor. Yemeğin etini aslında çok fazla beğenmiyorum ama yanında gelen hamur gibi olanı değişik buluyorum ve beğeniyorum. Bu yemek için 420 koruna (~45TL) hesap ödüyoruz.

Artık bira turu için yaklaşık bir saatimiz kaldı, bu son saatimizi de Karl Köprüsü’nde geçirmeye karar veriyoruz. Dar sokaklardan kalabalığı takip ediyoruz. Zaten harita yardımıyla gideceğimiz yönü biliyorduk, fakat o yöne doğru giden insanları görünce Karl Köprüsü’ne gittiklerini tahmin ediyoruz ve haritayı bırakıp onların peşine takılıyoruz. Bu arada henüz köprüye gelmeden çok güzel kokuların olduğu bir sokağa giriyoruz ve küçük bir fırın bizi karşılıyor 🙂 Önce ne olduğunu anlamıyoruz ama dönen bir çubuğa takılı ekmek tarzı bir şey ve döndükçe kızarıyor ve mis gibi kokular yayıyor. Sıraya girip hemen bir tane alıyoruz, yanında da çikolatalı muffin kek alıyoruz. Ekmek gibi görünen tatlı bir şey ve tadı çok güzel, üstelik sıcak ve taze olması insanın iştahını kabartıyor. Kısa bir atıştırma arasından sonra yolumuza devam ediyoruz ve nihayet köprüye ulaşıyoruz. Köprünün girişi Powder Tower’a benziyor, altından yol geçen küçük bir kule. Buranın adı Old Town Bridge Tower, Karl Köprüsünün giriş kapısı. Buradan geçerek köprüye ulaşıyoruz. Tahmin ettiğimiz gibi köprü çok kalabalık.

Köprünün sağ ve sol yanlarında farklı farklı heykeller bulunuyor. Köprünün üzerinden karşıya kadar yürüyoruz. 1350’li yıllarda yapımına başlanmış olan bu köprü yaklaşık olarak 550 metre uzunluğunda ve üzerinde toplam 30 tane heykel bulunuyor. Çok sayıda turistin yanında ressamlar ve seyyar satıcılar da mevcut. Bu arada bir inanışa göre bu heykellerden bir tanesine dokunarak dilek dileyen insanın dileği gerçek oluyormuş. Bu heykeli bulmak zor olmuyor. 🙂 Dilek kuyruğunda çok sayıda insan olduğu için biz de şansımızı başka bir heykele dokunarak deniyoruz 🙂 Bira turu için kalan vaktimizin azaldığını görünce fazla vakit kaybetmeden tekrar geri dönüyoruz ve tur için önceden belirlenmiş olan buluşma noktasına gidiyoruz.

Aslında Viyana’da son günümüzde, Prag ile ilgili araştırma yaparken bulduğum ve beni en çok heyecanlandıran etkinlik bira turu olmuştu. Yaklaşık 1.5 saat sürecek olan bu tur kapsamında; Prag’da kendi bira üretimi yapan yerleri gezeceğiz, burada farklı biraların tadına bakacağız, biraların nasıl yapıldığı ile ilgili bilgiler alacağız. Saat 18:30 da buluşma noktasında oluyoruz, rehberimiz bizi karşılıyor, 5-10 dakikalık bir beklemeden sonra grubumuz tamamlanıyor ve tanışma faslı ile bira turuna başlamış oluyoruz. Farklı ülkelerden katılan turistlerle toplam 15 kişiyiz. Kısa bir tanışma ve bilgilendirmenin ardından rehberimiz önde, biz arkada yürümeye başlıyoruz.

Drazsky Most, ilk yerimizin adı, öncelikle mekanın dışında biraz bilgi alıyoruz ve sonra içeri giriyoruz. Biranın üretildiği yer olan alt kata iniyoruz ve üretim tekniği hakkında bilgi aldıktan sonra bizler için hazırlanan biranın tadına bakıyoruz. “Na Zdravi” bira içerken söylemeyi unutmamamız gereken sihirli kelimeyi de öğreniyoruz, “Şerefe”

U Medvidkü, ikinci mekana da geliyoruz. Burası çok daha büyük ve güzel bir yer. Öncelikle girişinde bulunan bardan biralarımızı alıp tadına bakıyoruz, daha sonra üst kata çıkıp bira üretimi yapılan yerleri geziyoruz. Kalabalık olduğumuz için 2 grup halinde gezimizi devam ettiriyoruz. Burada ayrıca satış yapılan küçük bir bölüm var, değişik içkiler, bardaklar, tepsiler, kıyafetler ve buna benzer eşyaların satıldığı yeri de gezip buradaki turumuzu tamamlıyoruz. Aslında turun toplam saati 1.5 saat olarak planlanmıştı fakat ikinci mekandan çıkınca 1.5 saat dolmuş oluyor, bu da turun uzayacağı anlamına geliyor J çünkü gidilecek bir mekan daha var.

Rastaurace V Cipu, artık son mekandayız. Burada da Krusovice markası ile tanışıyoruz. Bir yandan biralarımızı içiyoruz, diğer yandan da masamızdaki Alman çift ile sohbet ediyoruz, tabiki konu bira ve ülkemizdeki biraları anlatmaya çalışıyoruz. Bizim çok fazla markamız olmadığı için daha çok alman biralarını dinliyoruz. Fakat Efes Pilsenin adını basketbol takımı nedeniyle duyduklarını söylüyorlar 🙂 Saat 20.30’a gelmek üzere ve artık diploma zamanı J Bu tur sonunda Çek Birası Uzmanı olmaya hak kazanıyoruz ve birer diploma alıyoruz. Ayrıca Prag bira haritası ve bira rehberi kitapçıklarımızı da alıp turun sonuna geliyoruz.

Oldukça keyifli 2 saat geçiriyoruz, farklı farklı yerler gezip, biraların tadına bakma fırsatı buluyoruz, belki de benim için Prag’ı bu kadar büyüleyici yapan bir etken de budur. Bu arada Prag Card sayesinde bu tura indirimli katılım sağlıyoruz. Normal fiyatı bir kişi için 500 Koruna (~55 TL) olan bu tura 340 Koruna (~37 TL) ödüyoruz. 3 farklı mekanda oturup, değişik markalardaki biraların tadına bakıp, bunlarla ilgili bilgiler edinip, üstüne de diplomamızı almanın karşılığında sadece 340 Koruna. Prag gerçekten de hem çok etkileyici hem de her anlamda çok ucuz bir şehir.

Bira turundan sonra Old Town’da vakit geçiriyoruz. Bu şehir günün her saati çok güzel ve çok hareketli. Belediye Binasının etrafında bol bol fotoğraf çekiyoruz. Artık Prag sokaklarında son saatlerimiz. Yarın sabah erkenden Paris’e doğru yola çıkacağız. Artık otele dönme vakti geldi.

Prag 3. Gün

Sabah erkenden uyanıyoruz, eşyalarımızı topladıktan sonra kahvaltımızı da yapıp otelden ayrılıyoruz. Otelin hemen arkasında bulunan tren istasyonuna yürüyoruz ve buradan havaalanına gidecek olan metroya biniyoruz. 48 Koruna (~5 TL) karşılığında 2 tane bilet alıp, havaalanına ulaşıyoruz. Bagaj işlemlerimiz için sıraya girip bekliyoruz, bavullar tek tek tartılıyor ve 7 kg fazla bagajımız çıkıyor ve ilk sürpriz ile burada karşılaşıyoruz. 7 kg fazla bagaj için 30 Euro ek ücret ödüyoruz. Bagajlarımızı verdikten sonra uçağın saatini beklemeye başlıyoruz, cebimizde kalan son Korunaları da harcamak üzere bir market buluyoruz. Böylesine ucuz bir şehir için kalan 130 korunayı harcamak biraz vakit alıyor J marketten biraz abur cubur alıyoruz. Artık uçağın kalkış saati gelmek üzere, güvenlik kontrolünden geçtikten sonra Prag – Paris seferini yapacak olan Vueling Havayolları’na ait uçağa binip yeni bir maceraya doğru yola çıkıyoruz.

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here