Venedik Gezi Notları ve Seyahat Rehberi

0
951

Mutlu ve Huzurlu Şehir

Venedik 1. Gün

Venedik yolculuğumuz başlıyor.  Tren biletlerimizi seyahate çıkmadan önce internetten almıştık. 2 bilet için 38 € ödedik. Aslında, özellikle ulaşım konusunda İtalya’da sürekli grev yapılması ve bu konuda daha önce İtalya’ya gidenlerden aynı uyarıyı almamız biraz tedirgin etmişti bizleri, fakat almış olduğumuz trenlerde herhangi bir aksilik çıkmadı.

Milano’dan tam saatinde, 11:35’de yola çıkıyoruz. Trenin içi ilginç bir şekilde çok soğuk, klima fazlasıyla çalışıyor diyebiliriz. Eğer üşümek istemiyorsanız yaz sıcağına aldırış etmeden yanınızda mutlaka hırka tarzı bir şeylerin olmasına dikkat edin. Yol boyunca etrafı izlemeye çalışıyorum ama uyku biraz daha ağır basıyor ve yolculuğun büyük bir bölümünü uyuyarak geçiriyoruz. Uyandığımız zamanlarda da nerelerden geçtiğimizi izlemeye çalışıyoruz. Bir yandan da harita üzerinden konumumuzu takip ediyoruz, Venedik’e yaklaştıkça heyecan artıyor.

İtalya seyahatinden önce en çok merak ettiğim yerlerin başında geliyordu Venedik. Akdeniz üzerine kurulu olan uzunca bir köprüden geçerek Venedik Santa Lucia tren istasyonuna geliyoruz. Venedik, eski ve yeni olmak üzere ikiye ayrılmış. Yeni yerleşim alanı büyük binaların, fabrikaların, otobüslerin, trafiğin yani bir şehre ait herşeyin olduğu yer, eski yerleşim yeri ise kanallar etrafına kurulmuş, deniz ulaşımından başka herhangi bir ulaşımın ve taşıtların olmadığı, filmlerde, fotoğraflarda gördüğümüz tarihi Venedik. Saat 14:10’ da son durağımız olan Venedik Santa Lucia tren istasyonuna gelmiş oluyoruz.

İstasyondan çıkınca küçük bir meydan bizi karşılıyor. Yine elimizde harita ile kalacağımız oteli bulmaya çalışıyoruz.  Gideceğimiz yerin adı BB San Giacomo Venezia. Her tarafta kanallar ve bu kanallardan geçebilmek için farklı büyüklüklerde köprüler var.  Değişik renklerde, genellikle 2-3 katlı evlerin kanal kenarında sıralandığı bir şehir burası. Tren istasyonundan çıkıp önümüzdeki büyük kanalı geçmek için merdivenlerden oluşan köprünün başına geliyoruz. Bavulları 2 € karşılığında köprünün diğer tarafına taşımak için hemen yanımıza insanlar geliyor, teklifi kabul etmiyoruz ve fiyat 1 €’ ya kadar düşüyor. Eğer bavullarınızı taşıtmak istiyorsanız pazarlık yapabilirsiniz. 2 bavulu da alarak köprünün karşısına geçiyorum.

Sokaklar çok dar, her yerde kanal var, aynı kanal üzerinden farklı köprülerden geçebiliyorsunuz, çıkmaz sokakların bol olduğu bir yer ve Tuğçe beni şaşırtarak böylesine zor bir yerde navigasyon konusunda oldukça başarılı oluyor. Sadece otele ulaşmak için harita kullandık, bunun dışında Tuğçe’nin yönlendirmesi ile eski bir Venedikli gibi tüm sokaklar, köprüler artık bizi korkutmuyordu.

Harita yardımıyla otelin olduğu bölgeye geliyoruz fakat oteli bir türlü bulamıyoruz, etrafımızda herhangi bir tabela, işaret bulunmadığı için oteli bulmakta zorlanıyoruz. Burada birçok binanın üzerinde sadece numara yazıyor. Rezervasyon kağıdımızı çıkarıp otelin adresine bakıyoruz ve 1447 numaralı bina olduğunu öğreniyoruz. Numaraları takip ederek 1447 numaralı binayı buluyoruz.

Burası normal bir apartman gibi ve otele hiç benzemiyor. Üstelik binanın dış kapısı kapalı. Kapının yanında ise ziller mevcut. Zillerin üzerinde otel adını göremiyoruz, yanlış gelmiş olabileceğimizi düşünüyoruz, etrafımızda soracak birilerini de bulamıyoruz. Rastgele bir zile basıp şansımızı denemeye karar veriyoruz. Yaşlıca bir İtalyan kadının İtalyanca konuşmalarını duyuyoruz ve derdimizi anlatamıyoruz. O sırada hemen yan binadan birisi çıkarak yanımıza geliyor ve otelin sahibi olduğunu söylüyor. Bu arada otel dediğime bakmayın, burası adamın dairesi ve içinde 3 tane yatak odası, salonu, mutfağı, 2 banyosu olan bir yer ve biz de bu 3 odadan birinde konaklayacağız. Önce binanın içine giriyoruz, ardından 1 kat çıkıp dairenin içine giriyoruz, son olarak da odamıza giriyoruz, evin sahibinden genel bilgileri aldıktan sonra bize 3 tane anahtar (binanın, dairenin ve odanın anahtarı) teslim ediyor ve ayrılıyor. Bu arada bizim de gelmemizle 3 odadan 2 odanın dolu olduğunu öğreniyoruz.

Bize ayrılan odaya yerleşip internet bağlantımızı da yaptıktan sonra Venedik turu için dışarı çıkıyoruz. Öncelikle etrafı tanımaya çalışıyoruz, kısa bir gezintinin ardından tren istasyonun olduğu bölgeye geliyoruz ve yürümeye devam ediyoruz. Gördüğümüz her köprünün üzerinde fotoğraf çekiyoruz ama köprüler o kadar çok ki, bir süre sonra ilk gördüğümüz andaki gibi ilgi çekici gelmemeye başlıyor.

Uzunca bir yürüyüş yapıp etrafımızı iyice tanıdıktan sonra acıktığımızı hissediyoruz ve kanal kenarında güzel bir yer bulup hemen oturuyoruz. Milano’da trene binmeden önce istasyonda dilim pizza yemiştik ama gerçek anlamda ilk pizzamızı burada yiyoruz. 2 pizza ve 2 bira söylüyoruz. Biralar yemekten önce geliyor ve yorgunluk, sıcak, susamışlık derken kanalın kenarında oturup içmek çok keyifli oluyor. Ardından pizzalarımız geliyor. Pizzalar oldukça büyük ve sade bir şekilde sunuluyor. Hatta pizzalar o kadar büyük ki 1 pizza bile 2 kişi için yeterli olabilirmiş.

2 pizza ve 2 bira için 30 € hesap ödüyoruz ve yolumuza devam ediyoruz. Hedefimizde ise San Marco Meydanı var. Harita yardımıyla meydana gitmeye çalışıyoruz fakat yolun uzun süreceğini düşünüp, tekneyle gitmeye karar veriyoruz. Tren istasyonun oraya gidip tekneye biniyoruz. Santa Lucia ve San Marco meydanı arasında sürekli ring yapan tekneler mevcut. Bu teknelere vaporetto deniyor. 14 € verip, 2 bilet alıyoruz. Böylece Venedik’i tekne ile gezme fırsatı buluyoruz. O kadar çok durak var ki yolculuk neredeyse 30 dakika sürüyor.

Yol boyunda Akdeniz’de gezi turu yapan büyük yolcu gemileri görüyoruz. Nihayet San Marco meydanına geliyoruz. Gerçek merkezin burası olduğunu düşünüyoruz, Santa Lucia’ya göre oldukça kalabalık.

Gondol gezilerinin de başlangıç noktası burası. Kısa bir gezinti yaptıktan sonra gondol için pazarlıklara başlıyoruz. Genelde 3 farklı güzergah sunuluyor, bu 3 güzergahın da süreleri farklı, en kısa güzergah 80 €, Orta güzergah 100 €, en uzun güzergah ise 120 €, saatler 18:00’ e gelmek üzere, çok geç kalmadan gondola binmek istiyoruz, pazarlıklar sonucunda 120 € luk, tur için 100 € ödüyoruz. Yaklaşık 1 saate yakın süren tur boyunca çok değişik yerler görüyoruz. Bazen 2 gondolun bile yan yana geçmekte zorlanacağı yerlerden geçiyoruz. Gondolun döneceği her köşede, acaba ne ile karşılacağız, nereyi göreceği heyecanını yaşıyoruz, bir yandan fotoğraf çekmeye çalışıyorum, bir yandan kamera çekimi yapmaya çalışıyorum, bir yandan ise bu güzel anı yaşamaya çalışıyoruz.

Aslına bakarsanız 1 saate yakın süren bir tur için 100 € vermek çok gelebilir, ama buralara kadar gelmişken artık klasik haline gelmiş gondol turu yapmadan dönmek olmazdı. Bu arada bu fiyat kaç kişi olursak olalım değişmiyor, yani aynı gondola 6 kişi de binseydik toplam 100 € ödeyecektik. Bu yüzden gondol turu sırasında etrafınızda sürekli aynı gondola doluşmuş bir sürü insan görmek mümkün. Hatta Santa Lucia bölgesine dönmek için tekne beklerken, Türk bir çiftle karşılaştık, henüz gondola binmemişler ve gondola birlikte binmeyi teklif ettiler. Eğer fiyat fazla gelirse böyle yöntemlerle gondol turuna daha uygun fiyatlarla katılabilirsiniz.

Gondol turundan sonra, San Marco meydanında vakit geçiriyoruz. Bu arada artık biz de magnet koleksiyonu yapmaya karar veriyoruz ama bu magnetlerin gidip gördüğümüz yerlerden olması şarıtlya. Venedik’ten 2 magnet alarak bu işe başlıyoruz. Bu arada çok güzel küçük küçük pastane tarzı dükkanlar görüyoruz, vitrinler o kadar güzel ve değişik yiyeceklerle dolu ki, insanı çok cezbediyor, fakat yediğimiz pizza o kadar çok doyurucuydu ki bu güzel pastaların tadına bile bakamadık. Meydanda, her yerde camdan yapılan eşyalar, süsler dikkatimizi çekiyor. Murano camı olarak ünlenen bu camlar, Venedik’in hemen karşısındaki Murano adasında üretilmekteymiş. Daha sonradan öğrendiğim bilgilere göre, bir dönem dünyanın cam üretim merkezi burasıymış. Venedik’teki bütün cam ustaları 1200 lü yıllarda bu adaya götürülmüş ve adaya dışardan girişler yasaklanmış, ayrıca adadaki cam ustalarının da ada dışına çıkması yasaklanmış, böylece cam üretimindeki işçilik büyük bir sır olarak burada devam etmiş. Murano Adasının ününü gitmeden önce de duymuştuk fakat zamanımız kısıtlı olduğu için plan yapamamıştık. Venedik’ten sürekli Murano ve Burano olmak üzere bu iki adaya tekne seferleri yapılıyor. Bizim de yapmak isteyip de gerçekleştiremediğimiz 2 aktivite kalıyor, eğer bir daha Venedik’e gelirsek, , öncelikle bu adaları ziyaret edeceğiz, bir diğeri ise çok istememize rağmen yiyemediğimiz değişik pastaların tadına bakmış olacağız.

San Marco meydanındaki turumuza devam ederken ünlü Hard Rock Cafe’yi görüyoruz. İçine girip ürünlerin olduğu bölümü geziyoruz, henüz acıkmadığımız için bir şeyler yemeden cafeden ayrılıyoruz. Kanallar etrafında sokaklarda yürümeye devam ediyoruz. Otelin olduğu bölgeye kadar yürüyebilir miyiz diye düşünüyoruz fakat mesafenin kısa gibi görünmesine rağmen labirent şeklindeki sürekli çıkmaz sokaklardan oluşan bir şehirde otele ulaşmak zamanımızı alabilir. Bu yüzden tekrar tekne ile dönmeye karar veriyoruz. Bu arada buraya gelebilmek için bilet almıştık fakat aldığımız bu biletleri ne kontrol eden, ne de bu biletleri göstereceğimiz, okutacağımız bir yerler bulamadık, sanırım tamamen güvene dayalı bir sistem, bilet almamış olsaydık da bir sorun olmayacaktı. Bu yüzden dönüş yolumuza heyecan katmak için bilet almıyoruz ve teknenin gelmesini bekliyoruz.

Artık saat 20 civarı oldu ve dönüş yolu oldukça kalabalık, sıra o kadar çoktu ki gelen 2 tekneye de binemedik. Nihayet üçüncü tekneye biniyoruz ve dönüş yolundayız. Yorulmuş olmalıyız ki, ilk bindiğimiz andaki etrafı izleme, fotoğraf çekme isteğimiz biraz azalmış. Daha çok uykulu gözlerle yolculuğumuzu tamamlıyoruz. Bu arada sorunsuz bir şekilde bilet almadan dönmüş oluyoruz. Otele gidip biraz dinlenmek ve duş almak istiyoruz. Ertesi gün sabah erkenden Floransa’ya hareket edeceğiz. O saatlerde görevliyi bulamayacağımızı düşünüp, otel ücretini akşamdan ödüyoruz. Otel dediğime bakmayın şirin bir evin odasının ücreti. Burası için 90 € ödeme yapıyoruz. Ayrıca yine şehir vergisi veriyoruz. Venedik için aldıkları şehir vergisi ise 2 kişi için toplam 6 €. Şehir vergileri genellikle nakit olarak alınıyor. Ayrıca evin sahibinin hanımı bizler için kahvaltı tepsisi hazırlıyor. Kahvaltı menüsü Kuruvasan, Bisküvi, reçel, peynir, meyve suyu ve kahveden oluşuyor.

Biraz dinlendikten sonra Venedik’i bir de gece görmek istiyoruz ve tekrar dışarıya çıkıyoruz. Venedik aslında öyle bir şehir ki sanki tamamen turistlerden oluşuyor, burada kalan, yaşayan yerli halk yokmuş gibi geliyor insana. Turistler giderse burası bomboş, ıssız bir yere dönüşecekmiş hissi veriyor. Santa Lucia tren istasyonun olduğu meydana gidiyoruz ve kanal kenarında oturup dinleniyoruz. Tahmin ettiğimizden çok daha az insan görüyoruz, ya herkes otelinde dinleniyor, ya da bizim bulamadığımız bilemediğimiz başka bir yerlerdeler, belki de saatler gece yarısını geçtiği için çok fazla kalabalık görmemiş olabiliriz. Biraz oturduktan sonra iyice uykumuz geliyor ve otele dönüyoruz. Ertesi gün sabah 09:25’ de Floransa’ya gitmek üzere trenimiz hareket edecek, bu yüzden otele döner dönmez hemen uykuya geçiyoruz.

24 Haziran 2013 Pazartesi

Sabah 8 e doğru uyanıyoruz, hemen hızlıca kahvaltımızı yapıyoruz ve tren istasyonuna doğru yola çıkıyoruz.

Yaklaşık 10 dakikalık bir yürüyüşten sonra tren istasyonuna ulaşıyoruz ve tren saatini beklemeye başlıyoruz. Bir sonraki durağımız Floransa.

Cevap Ver

Please enter your comment!
Please enter your name here